Modern iktisat teorisinin kurucusu sayılan Adam Smith, uzmanlaşmanın toplum refahına çok ciddi katkılar yaptığına dair olan görüşü sistemleştirmiştir. Buna göre herhangi bir grup içinde yapılacak tüm işler, onu en iyi şekilde yapabilen kişi tarafından gerçekleştirip diğerlerine de arz edilirse, o grubun toplam üretim kapasitesi artar. Bunun alternatifi, gruptaki her bireyin yapılması gereken tüm işleri kendi başına ama kendine yetecek kadar yapmasıdır. Adam Smith herkesin kendi işini kendisinin yapmasının grubun toplam üretim miktarını çok sınırlandıracağı kanaatindedir. Ayrıca uzmanlaşma sayesinde insanların tüketimine sunulan ürün ve hizmetlerin miktarı yanında çeşitliliğinin de çok artacağını söyleyebiliriz. Smith’in birkaç yüzyıl önce dile getirdiği bu görüşlerin günümüzde çok daha geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Köyde çok doğal şartlarda yaşamak istesek bile, diğerlerinin üretmiş olduğu birçok ürün ve hizmete muhtaç olduğumuzu hatırdan çıkarmamalıyız. Dikkat edilmesi gereken bir nokta, uzmanlaşmanın sadece profesyonel ilişkiler için değil aile fertleri gibi birbirine çok değer veren fertler arasında da refahı artıracağıdır. Bu yazıda iktisatçıların uzmanlaşmaya dair bu yaklaşımlarını, son günlerdeki ilahiyat-sosyal bilimler tartışmasına uygulamaya çalışacağım.

Uzmanlaşmanın üretim kapasitesini artırmasının iki temel gerekçesi vardır. İnsanlar doğuştan gelen beceri ve zevkleri nedeniyle her işi aynı güzellikte yapamayabilir. Bazı fertler insanlarla rahat ve etkili diyalog kurabilirken, diğerleri teknik konularda çok yetenekli olabilir. Uzmanlaşma kişilerin kendi beceri ve tercihlerine uygun işleri yapıp diğerlerini başkalarından temin etmesini sağlar. Böylece toplum içinde yapılması istenen her iş, o fonksiyonu en iyi şekilde icra edebilecek kişiler tarafından yapılır.

Uzmanlaşmanın bundan daha önemli faydası ise, insanların sadece belirli bir fonksiyon üzerine yoğunlaşmalarına olanak sağlayıp, o konuda kendilerini geliştirmelerine yardımcı olmasıdır. Bir kişi bir işi çok yaparsa, ister istemez zamanla o işte daha iyi hale gelecektir. Pratik yapmak mükemmelleşmenin en etkili yöntemlerinden biridir.

Hele günümüzde bu durum çok daha fazla önem kazanmıştır. Ekonomik, sosyal ve politik anlamda küreselleşen ve süratlenen dünya, hemen her alanda çok hızlı değişimlere sahne olmaktadır. İşleri icra etme şekli çok hızlı bir şekilde değişmektedir. Hemen herkes yaptığı işi yapma şeklini 10 sene öncekiyle kıyas ederse büyük farklılıklar olduğunu görecektir. Değişimin en az olduğu alanlardan olan eğitim sektöründe çalıştığım halde, 10 sene önceki günlük profesyonel yaşamım ile bugünkü arasında çok büyük farklar olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar hızlı değişim ve dönüşüm de herkesin kendini sürekli yenilemesi zorunluluğu getirmiştir. Değişim ve dönüşümlere adapte olma zorunluluğu uzmanlaşmanın önemini artırmıştır.

Üzülerek söylemeliyim ki ülkemizde mesleki uzmanlaşmaya yeterince saygı gösterilmiyor. Birçok kişi diğer meslekleri icra edenlerin yaptıklarını küçümsüyor. Kasap, manavın; berber şoförün; bankacı bilgisayar uzmanının vs.., yaptıklarını kendisinin rahatlıkla gerçekleştirebileceği zehabına kapılıyor. Bazen bunun sonucunda da büyük maddi kayıplara maruz kalıyorlar. Özellikle ücretli kesimde ticaret hayatının kolaylığına dair yanlış bir kanaat ortaya çıkabiliyor. Bunun sonucunda yıllarca çalışarak kazanmış olduğu emeklilik ikramiyesini plansız bir girişimcilik teşebbüsü sonucunda heba eden çok sayıda kişi biliyorum.

Hele teorik bilgiye dayalı mesleklerde bu küçümseme durumu çok daha keskin bir şekilde ortaya çıkıyor. Herkes kendini ekonomi, sosyoloji, uluslararası ilişkiler, futbol, din vs. alanlarda uzman addediyor. Bu durum her işin, en iyi bilen uzmanları tarafından yapılmasını engelliyor. Uzmanlığa yeterince saygı gösterilmemesinin getirdiği dinamik etkiler ise daha uzun vadede daha büyük problemlere yolaçıyor. Marifet iltifata tabi olduğundan, uzmanlığa değer verilmemesi insanların yaptıkları işte çok uzman olmak için motivasyonlarını azaltıyor. Eğer iyi uzmanlara yeterince değer verilmiyorsa, niçin kendimi geliştirmek için çabalayayım ki dünyada benim alanımdaki gelişmeleri takip edeyim ki görüşü hâkim oluyor. Kanaatime göre bu ülkemizdeki birçok işin “idare edecek kadar” yapılmasının anahtarlarından birini oluşturuyor.

İnsanlar birbirlerinin mesleklerine ve uzmanlıklarına saygı göstermelidir. Ancak birbirine yakın fonksiyon icra eden kişilerde bu bazen sorunlara yol açabilir. Diyelim ki kanser oldunuz. Bu kanserin tedavisinde de cerrahi, ilaç ve ışın olmak üzere üç değişik yöntem uygulanabilir olsun. Genelde bu cerrahi, ilaç ve ışın yöntemlerinin uzmanları birbirinden farklı kişilerdir. Her biri kendi alanının uzmanı olsa da diğer yöntemler hakkında da belli bir bilgi birikimi vardır. Eğer sizin durumunuzda bir yöntem bariz olarak diğerinden üstünse genellikle bu uzmanlar size, tedavi planı hakkındaki ortak kanaatlerini aktarırlar. Bazen de zaten uygulanacak plan tıbbi standart haline gelmiştir, pek fazla müzakereye gerek yoktur. Ancak doğal olarak bazı durumlarda anlaşmazlığa düşebilirler. Bu durumda her biri kendi görüşlerini sebepleriyle beraber hastaya naklederler, nihai karar hastaya aittir. Sonuçta tedavinin başarılı veya başarısız olmasından en çok etkilenecek kişi hastadır. Ancak çok önemli bir karar olduğu için alanın uzmanları hastayı riskler ve faydalar hakkında doğru bilgilendirme konusunda çok hassas olmalıdırlar. İlgili uzmanların vatandaşa faydalı tavsiyelerde bulunabilmesi için diğer tedavi yöntemlerinin çalışma esasları avantajları ve dezavantajları hakkında da belirli bir birikime sahip olmaları gerekmektedir. Dolayısıyla bu farklı uzmanların bir açıdan birbirlerinin alternatifi değil tamamlayıcıları olduklarını vurgulamak istiyorum. Bilgilendirme konusunda yaptıkları bilinçli veya bilinçsiz hataların, hastanın ölümüne kadar gidebilecek sonuçları olduğu konusunda şuurlu olmalıdırlar.

Dine ve topluma ait konularda da benzer bir yaklaşımın olması gerektiğini düşünüyorum. Toplumsal ve dini meselelere kafa yoran, kendine göre metotlar geliştirmiş, hadis, tefsir, kelam gibi dini bilimler ve sosyoloji, ekonomi, siyaset bilimi gibi seküler bilimler vardır. Bunların her birinin farklı varsayımları, metotları bulunur. Dolayısıyla hiç kimsenin her birinde uzman olması mümkün değildir. Ancak aynı kanser tedavisi uzmanları gibi, birbirlerinin disiplinleri, yöntemleri, kuvvetli ve zayıf yönleri ile ilgili belirli bir bilgi seviyesine sahip olmaları gerekir. Bu hem uzmanların kendi aralarındaki müzakerelerini daha sağlıklı yapmalarını hem de uzmanların kendi kanaatlerini belirlerken daha objektif tavır sergilemelerini sağlar. Ancak nihai tahlilde neyin kendisi için uygun olacağına karar verecek olan kişi bireyin kendisidir. Nasıl ki sağlık hizmetleri hastalar içindir, din de toplumsal yapı da insan içindir. Dolayısıyla tartışmalı konularda her uzman kendi kanaatini belirtir, bireyler kendi vicdanlarına, duygularına, akıllarına en uygun olanı seçerler. Şunu unutmayalım ki insanlar çok kompleks varlıklardır. Tercihleri, duygu ve düşünce yapıları birbirinden çok farklı yapıda olabilir. Bazısı için akıl, varlığı, kendini, kulluğunu, Allah’ı anlaması ve O’na ibadet etmesi için en önemli araç iken başkalarında aynı fonksiyonu kalp ve duygular icra edebilir. Dolayısıyla tüm insanlara hitap eden dinin de birbirlerinden farklı tercih ve kabiliyetlere sahip olan bu kişiler için farklı yöntem ve yaklaşımları olan disiplinleri kullanması gerekmektedir.

Hasılı kelam uzmanlaşma iyidir, işlerin yapılış niteliğini, çeşitliliğini ve toplum refahını artırır, ta ki uzmanlar birbirine saygı duysun ve yaptıkları hataların insanlara ciddi zarar verebileceği şuuruyla hassas davransınlar.

ABDÜLKADİR CİVAN (Gediz Üniversitesi, Ekonomi Bölümü)