Orlando saldırısıyla birlikte İslam fıkhında tartışmalı konuların radikalleşmeyi artırıp Müslümanları şiddete ittiğini belirten yorumlara bakıldığında, radikalleşme ve şiddet içerikli aşırılık ile fıkıh arasındaki ilişkinin izahında birçok boşluğun olduğu görülmektedir. Baştan belirtmek gerekir ki radikalleşmeyi sebep sonuç ilişkileriye izah etmenin son derece zor. Radikalleşmeyi, tanımlamasından tutun da sebeplerininin analizine yönelik getirilen argümanların aşağıda dile getireceğim sorulara tam olarak cevap veremediklerinin altını çizmek gerekir.

Müslümanların dindarlaşıp, daha da ortodoks İslam söylemleri ve pratiklerini benimsediklerini belirten birçok çalışma söz konusu.[1] Klasik geleneksel fıkhın, selefiliğin, başta genç Müslümanların söylem ve eylemlerinde radikalleşmeyi artırdığını söyleyen bu yaklaşım kendi içinde eksikler barındırıyor. Bu çalışmaların en büyük sorunu, radikallik-şiddet içerikli aşırılık ile bu söylemlerin arasındaki bağı tam olarak izah edememeleri. Mesela, neden aynı şekilde düşünen, inanan ve ibadet edenlerin benzer şekilde şiddete kaymadıklarını açıklayamıyorlar. Eğer ki bu ortodoks İslami söylem genel bir problem ise neden Müslüman toplumun küçük bir kesimi bu söylemden etkilenerek şiddete başvuruyor ? Fikirsel olarak radikal olan ancak şiddete dönüşmeyen, İslam endeksli bir hayat yaşamayan fakat çok kısa bir süre içinde Suriye’ye gidecek kadar ideolojik dönüşüm nasıl gerçekleşiyor ? İslam dünyasında İŞİD tarzı oluşumlara yönelik karşıt fetvalar verilmesine rağmen neden İŞİD’e katılım engellenemiyor ? Uluslarası çatışmaların, savaşların, özellikle Müslüman çoğunluklu ülkelerde cereyan eden çatışmaların, Müslüman gençlerdeki radikal dönüşüme etkisi nedir ?[2] Hem Avrupa’da hem de Müslüman ülkelerde neden belli bir yaş ve sosyo ekonomik gruptakiler şiddet eylemlerine katılıyor ? Mesela Fas, İŞİD’e en çok katılımın olduğu Müslüman ülkelerden biri. Katılımcıların çoğunluğu şehirleşmenin düşük olduğu, sosyo ekonomik olarak gelişmeyen kuzey şehirlerinden. Fas örneği ile örtüşen veya örtüşmeyen birçok örnek vermek mümkün.

İslam fıkhındaki tartışmalı meselelerle alakalı yeni içtihadlarda bulunulsa, mesela Hz. Peygamber’e hakaret etmenin cezasının ölüm olmayacağı belirtilse sorunun biteceğini söyleyebilir misiniz ? Hayır. Fıkıhta mesela ‘namaz kılmayanlar öldürülmelidir’ beyanının kaldırsanız veya ‘fethettiğiniz yerlerdeki gayrimüslimleri köle-cariye olarak alabilirsiniz’ hüküm ve yorumlarını bugün için yeniden yorumlayıp artık klasik fıkıhta böyle hükümlerin olamayacağını belirtip, akabinde de geliştirilen bu karşıt söylemin ‘cihatçı’ söylemlere panzehir olacağını belirtmekle sorunun kısmen dahi çözüleceğine dair elimizde bulgular yok. Zira, radikalleşme sürecinin analizi son derece kompleks öğelerden oluşuyor, o nedenle konuyu ele alan Rik Coolsaet, Farhad Khosrokhavar, Olivier Roy gibi terör uzmanları ve sosyal bilimciler radikalleşmeyi her şeyden evvel lokal bir problemin uzantısı-parçası olarak görüyorlar.

Fıkıh ile radikalleşme arasında nasıl bir bağ olacağı üzerinden devam edelim. Cami gibi klasik geleneksel İslami kurumların şiddete yönelik müslümanlar için zemin oluşturduğu tezinin, yeni cihatçı profillere bakıldığında gerçeği yansıtmadığı görülüyor; zira, şiddetin kaynağı klasik geleneksel kurumlar değil. Cihatçılar camilerden, İslami kurumlardan çıkmıyor. Oysa ki bu camiler, Avrupa bağlamında tam olarak klasik ortodoks bilgiyi sürekli üretiyor. Suriye’ye giden Belçikalı, Fransız, Hollandalı, İngiliz müslümanların çoğunluğu camilere gitmeyen, hatta camilerdeki imamları kınayan, İslam anlayışlarını eksik bulan, kendi hücremsi gruplarını oluşturanlar arasından çıkıyor. Tam aksine cami –cemaat kontrolünde olan gençlerin tehlike sergilemediği gözlemleniyor. Daha da ilerisi Müslümanların şiddete kayan radikalleşmesiyle alakalı mücadelede camiler ve İslami kurumlardan destek alınması gerektiği, bürokratlar ve konunun uzmanları tarafından belirtiliyor.

Neo-ortodoks ibadet ve pratik biçimlerinin kaynağı olan fıkıh ile şiddete kayma arasındaki sebep sonuç ilişkisi net değil. Bugün İslam adına işlenen cinayetlerin, tamamen fıkıh olarak tezahür etmiş gelenekten beslendiği önermesini destekleyecek ve de sosyal bilimciler için karşılığı olacak, en azından Avrupa’da radikalleşen ve şiddete kayan gençler için, doneler yeterince elimizde yok. Mesela Orlando saldırısını gerçekleştiren kişinin kişisel-ailevi-dini ve sosyal hayatına bakıldığında ne demek istediğim daha da netleşecektir. Şiddete kaymanın dini nedenlerden mi, sosyo ekonomik ayrımcılıklardan mı kaynaklandığı, her iki sebebin birbirleriyle olan ilişkilerinden mi kaynaklandığını gösteren birçok çalışma söz konusu. Şiddete kaymanın toplumsal entegrasyon eksikliğinden kaynaklanabileceği gibi sosyo psikolojik sorunları olan, kimlik sorunundan mı kaynaklandığı üzerine farklı analizler mümkün, ve de bütün argümanları destekleyen örnekleri de bulmak mümkün. Dinin aşırı yorumlarından kaynaklanan şiddete başvuran örnekler de var elimizde; ancak fıkhı, dinin yorumunu değiştirdiğimizde aynı kişinin yine şiddete başvurmayacağına dair elimizde somut bir veri yok.

Günümüz bakış açısıyla yeni içtihadlara dayalı bir fıkhın zaruriyeti tartışmasının kavramları, yeri, içeriği, bağlamı ile radikalleşmeye karşıt olarak yeni bir fıkıh üretelim tartışması birbirlerinden ayrı konulardır. Her iki konunun birbirine karıştırmadan tartışılması, argümanlar geliştirilmesi gerekmektedir, aksi taktirde radikalleşmeye somut bir çözüm önerilmesi ile klasik fıkhın yenilenmesi birbirine indirgenecektir. Aynı konuyu kadın-erkek ilişkileri bağlamında da ele almak mümkün. Fıkhın, radikalleşme ve aşırılık sorunundan yola çıkarak günlük yaşamla alakalı meselelere yönelik çözüm belirlemesi ve hükümler vermesi elbette ki gereklidir; ancak bu hükümlerin günlük yaşamdaki dönüştürücü etkisi ve Müslümanlar tarafından kabul görüp uygulanılabilir olması mümkün olmayabilir.

[1] Angel Rabasa and Cherly Benard (2015). Euro Jihad, Patterns of Islamist Radicalization and Terrorism in Europe, Cambridge University Press. Bir diğer çalışma ise Quintan Wiktorowicz’in sosyal hareketler teorisinden yola çıkarak konuyu tamamen İslami bilinçlenme, İslami otorite ve İslami seferberlikle açıklayan çalışmalar var. Quintan Wiktorowicz (2004). Islamic Activism: A Social Movement Theory Approach, Indiana University Press.

[2] Robert Pape ile James Feldman’ın yapmış olduğu istatiski çalışma özellikle dış güçlerin işgali ile intihar saldırıları arasında pozitif bir korelasyon olduğunu belirtiyor; ancak kitapta intihar saldırıları ile radikalleşmenin nasıl gerçekleştiğini izah eden açıklamar yetersiz kalıyor. R. Pape and J. Feldman (2010). Cutting the Fuse: The Explosion of Global Suicide Terrorism and How to Stop It, University of Chicago Press.