İslamcılık hangi fikirleri içine alıyor, dünyada İslamcı deyinde kimler akla gelmeli? İslamcılık terörizmi kapsar mı? Bu soruların cevabı belirsiz.    Şükrü Hanioğlu’na göre bu belirsizliğin birinci nedeni “Dindarlıktan el-Kaide ideolojisine varan bir yelpazede ve yedinci asırdan günümüze kadar ortaya konulan her yaklaşımı(n) ‘İslâmcılık’ olarak yaftalaması.”

 İkinci neden:  “Farklı dönemlerde değişik anlamlara gelen kavramsallaştırmaların eşanlamlı olarak kullanımı ve yaygın anakronizm…”  (Hanioğlu, 02.09.2012)

Nilüfer Göle’ye göre sözünü ettiğimiz belirsizliğin nedeni teleskopaj (Yer altında bulunan minerallerin oluşum zamanının belirlenememesinden dolayı öncelik sonralık sıralamasının yapılamaması) terimiyle anlatılabilir. Yani İslamcılığın zaman içinde farklı anlamlarda kullanılması söz konusu. Bu yüzden de İslamcılığın konuşulduğu yerde “İslam-terörizm özdeşlemesi” ortaya çıkıyor. (Göle, 26.03.2006)

Bu önemli tespitleri aktardıktan sonra İslamcılık teriminin Türk akademik çevrelerinde nasıl tanımlandığına bakalım.

 İttihad-ı İslam

İlgili çalışmalarda terimin ilk defa 1900’lü yılların başında ortaya çıktığı görülüyor. Yusuf Akçura, 1904’te Kahire’de yayınlanan Türk Gazetesi’nde “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesinde Panislamizm ve İttihad-ı İslam tabirlerini kullanmış ve  II. Abdülhamid’in eğitimde, dış politikada, toplum katında geçekleştirdiği bazı uygulamalarını “Panizlamizm” olarak nitelendirmiş.

Ziya Gökalp da Türk Yurdu Dergisi’nde yazdığı makalelerin toplandığı Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918) kitabında “III. Selim döneminde ortaya çıkan Muasırlaşmak idealine 1908’den sonra ‘İslamlaşmak’ idealinin katıldığı”na dair yaptığı tespitte terimi kullanmış. (Gökalp, 2007, ss.39-88)

Konu üzerine kitap kaleme alan Tarık Zafer Tunaya, terimi ilk tanımlayanlardan… Tunaya Said Halim Paşa’dan alarak şu tanımı yazıyor:  “İslamlaşmak demek İslam’ın itikad, ahlak, içtimaiyat ve siyaset sistemini ‘daima zaman ve muhitin ihtiyacına en muvafık bir surette tefsir’ etmek ve bu sisteme uymaktır.” (Tunaya, 2007, s.5) Tunaya’ya göre Osmanlı son devir İslamcılarının öne çıkan en bariz ortak düşüncesi “İslam’ın ilerlemeye engel olmadığı merkezindedir. (Tunaya, 2007, s.16-17)

Modern Zamanlar İdeolojisi

Şerif Mardin İslamcılığı “bir ideolojik davranış kümesi” olarak tanımlar (Mardin, 2000, s.11) ve ortaya çıkışını Tunaya’dan aldığı cümlelerle şöyle açıklıyor: “1870-1876 yıllarında Yeni Osmanlıların liberal ideolojisine nispetle çok daha şekilsiz, fakat uzun vadede ağırlığı inkâr edilemeyecek olan bir fikir hareketi İstanbul’da ve genellikle Osmanlı İmparatorluğu’nda şekilleniyordu. Tunaya’ya göre bu harekete “İslamcılık” demek yerinde olur.” (Mardin, 1994, s.91-92)

Mardin Osmanlı sınırları içindeki bu akımın kökenlerini İmam-ı Rabbani’ye kadar götürür ve Nakşibendilik aracılığı ile Mevlana Halid-i Bağdadi’ye bağlar. Daha sonra bağlantıyı Vehhabiliğin kurucusu Muhammed İbn Abdülvehhab aracılığı ile CemaleddinAfgani ile Muhammed Abduh’a getirir.  (Mardin, 2000, s.11-15) Ona göre Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad dergileri yayında olduğu yıllarda İslamcılığın ideolojik niteliği Afgani tarafından keşfedilmiş ve bu keşifle birlikte “İslam dini artık ‘kendini Allah’a teslim etme’ anlamını kaybetmeye başlamış (…) İslam’a bir ‘toplum pekiştiricisi’ yeni teşekkül eden milli devlet sınırları içinde ve dünya devletleri alışverişinde bir ’yer’ ve ‘kimlik’ belirleyicisi görevleri yüklen(miştir).” (Mardin, 2000, s.20)

Yine Mardin’e göre II. Abdülhamit, emperyalizmin güç kazandığı dönemde bir savunma çaresi ve  Avrupa’ki “birlik” ideolojilerine tepki olarak “kendi devrinden önce şekillenmeye başlayan İslamcılık hareketlerini hem iç hem de dış politikada kullanmıştır.” (Mardin, 1994, s.92-93)

Mümtazer Türköne, doktora tezinde İslamcılığı “yeni devirlerin bir ideolojisi” olarak nitelendirir. Ona göre İslamcılığın temel özellikleri şunlardır:

1-“İslamcı ideolojide İslam, Batılı ideolojiler modelinde bir dünya görüşü olarak karşımıza çıkmaktadır” ve bu özelliği “İslamcılığı geleneksel İslam’dan ayıran en önemli farktır”.

2- İslamcılar, geleneksel yorumların yerine “insan aklını ön plana çıkaran, eyleme çağıran nasları” yol gösterici kabul etmişlerdir.

3-İslamcılıkta rakip diğer dinler değil pozitivizm gibi 19. Asır felsefeleridir.

4- İslami bilgilenme açısından önceden olan avam-havas bölünmesi İslamcı aydınlar aracılığı ile ortadan kalkmaya başlamıştır. Çünkü aydınlar halka gazeteler aracılığı ile hedef gösterirken doğrudan (Kur’an ve sünnete gibi) kaynaklara müracaat etmişlerdir.

5- Aydınlar Batı’da evrensel olarak kabul edilen değerlerin İslam’da da bulunduğunu (evrensellik) savunmaya başlamışlardır.

Türköne bu özellikleri göz önüne alarak İslamcılığı “çağın yeni sorunsalları çerçevesinde klasik İslam’ı aşarak orijinal kaynaklarla çağın problemlerinin yeni bir bireşimi teşebbüsü” olarak tanımlar ve “kitle iletişiminin gerçekleştiği, okur-yazar oranının arttığı yani eğitimin yaygınlaştığı, aydın zümresinin doğduğu kültür ortamında dönüşüme uğrayan İslam düşüncesine İslamcılık adı ver(ilebileceğini)” söyler. Ayrıca Türköne İslamcılığın doğuşunda etkili olan şahısların Afgani veya Abduh değil Ali Süavi olduğunu gerekçelerini ortaya koyarak savunur. (Türköne, 1991, s.26-31)

İslam’ın Konjonktürel Görünümlerinden Birisi

 İsmail Kara’nın İslamcılık tanımında İslam’ı hayata egemen kılmak ve İslam Dünyası’nın kötü durumlarda kurtarmak anlamı ağır basar. Ona göre İslamcılık,  “19. ve 20. yüzyılda İslâm’ı bir bütün olarak ‘yeniden’ hayata hâkim kılmak ve akılcı bir metotla Müslümanları, İslâm dünyasını Batı sömürüsünden, zalim ve müstebit yöneticilerden, esaretten, taklitten, hurafelerden kurtarmak, medenileştirmek birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan aktivist, modernist ve eklektik yönleri baskın siyasî, fikrî ve ilmî çalışmaların, arayışların, teklif ve çözümlerin bütününü ihtiva eden bir hareket.” tir. (Kara, 1994, s.15)

Kara, daha sonraki yıllarda yaptığı söyleşilerde hem bu tanımına göndermelerde bulunur hem de İslamcılıkla Müslümanlığın farklarına değinir. Ona göre  İslamcılık 19. Yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış bir ideolojidir, (…) modern bir harekettir (…) İslam dünyasındaki gerileme ve çöküşü engellemeye dönük bir kurtuluş ve ilerleme hareketidir.”  (Gündem, 2000, s.275) “İslamcılık (…) İslam’ın konjonktürel görünümlerinden sadece bir tanesidir. (…)ideolojik ve modernist tarafı baskındır. (…) İslam ve müslümanlık (ise)  İslamcılığı da içine alan daha geniş ve daha uzun zamanlı, bu yüzden daha dayanıklı bir dairedir. (Kara; 02.08.2009) Her Müslümanı İslamcı saymak mümkün değildir: “Müslüman olan herkes İslamcıdır denemez.” (Gündem, 2000, s.276) “Her Müslümanın tabii olarak İslamcı olacağı ifadesi biraz hafif kaç(makta) ve teşvik kok(maktadır).” (Kara,13.08.2012)

Değişken Yapı, Değişken Kullanım

İslamcılık üzerine yaptığı ve teşvik ettiği bir çok çalışma olan Nilüfer Göle İslamcılığın değişken yapısına vurgu yapar.  “İslamcılık terimiyle Müslüman ülkelerde 1970’lerin sonunda ortaya çıkan ve 1980’lerde İran Devrimi ve İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşunun etkisiyle radikalleşen İslami hareketleri” kastettiğini söyler.  Ona göre İslamcılık hareketleri “farklı ulusal ortamlarda farklı tarihsel yollar ve farklı katılık süreçleri”ne sahiptir. 1980’lerden itibaren şöyle bir süreç izlemiştir:

“1-İran’da toplu bir kitle hareketinin sonucu olarak ortaya çıkan İslam devrimi. (1979) ve onun günümüzde rutinleşmesi ve kurumsallaşması,

2- Türkiye’de İslamcı bir partinin (Refah Partisi) seçimler yoluyla iktidara yürümesi (1996),

3-Mısır ve Tunus’ta İslamcı hareketlerin siyasal olarak baskı altında tutulması,

4- Cezayir’de siyasal alanda ortaya çıkan bir açıklığın kesintiye uğramasından (1992) sonra gelişen toplumsal parçalanma ve terörizm.”

Göle’ye göre İslamcılığın görünümleri son derece çeşitli olup ” zamana ve ulusal ortamlara göre” değişmektedir. Mevcut çalışmalar, İslamcı hareketleri yenilikçilik ve laiklik karşıtı olduğu varsayımından hareket etmekte, onların şeriatı getirmek için silahlı eylemciliğe yönelmesi ekseninde ele almaktadır. Bu anlayış ise “üstü kapalı biçimde İslam’ın modern demokrasi ve yurttaşlık ilkeleri ile çatışma içinde olan bir siyaset ve devlet teorisine sahip olduğu” varsayımına ve İslamcılığın siyaseten “patoolojik” bir durum olarak açıklanmasına  yol açmaktadır. (Göle, 2008, s.20-21)

Sonuç: İslamcılık son zamanlarda terör ile anılmaya son derece müsait bir terimdir. (Göle) Her Müslüman asla İslamcı olmak zorunda değildir. (Kara) “Dindarlık”tan “el-Kaide” ideolojisine kadar her türlü İslami çalışma İslamcılık yaftası ile etiketlenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. (Hanioğlu)

Kısaca, terim kullanılmasında dikkat edilmeyi gerektirecek netameli bir vaziyet arz etmektedir.