Bir önceki yazımda İslamcılığın (İslamism) Türk akademik çevrelerindeki tanımlamalarından bahsetmiştim. Bu yazımda konunun dünya ölçeğinde nasıl algılandığına dair tespitlere yer verdikten sonra, İslam ile İslamcılığın birbirinden çok uzak iki olgu olduğuna dair düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Dünya ölçeğinde çizilen İslamcılık resmi hakkında aşağıdaki alıntılara bakarak bir parça fikir sahibi olabiliriz:

İslamcılık, “nihai amacı her türlü vasıtayı kullanarak (ılımlı veya radikal yöntemler) dünyayı (özellikle Müslüman toprakları) fethetmeyi amaçlayan ve İslam’ı bütünsel (hayatın her alanına etki eden) olarak yorumlayan dini bir ideolojidir.” (Mozaffari, 2007, s. 21)

İslamcılar bazı yerlerde şiddet kullanır, bazı yerlerde şiddet kullanmaz. Bu farklı tavırların farklı nedenleri vardır. “El-Kaide örneğinde olduğu gibi lider tarafından alınan kasti ve stratejik bir karar sonucu şiddet kullanılabilir veya belli bir grup İslamcının belli şartlar altında sakin ve pasifist bir tarz benimsemeleri gibi ihtiyatlı davranma düşünceleri de etkili olabilir. (…) Barışçı olduğunu iddia eden İslamcı örgütlere iyi bir örnek Hizb-ul Tahrir’dir.” (Mozaffari, 2007, s. 24)

El-Kaide, İslam devleti kurmak peşinde olan İslamcı bir örgüttür. Irak’taki el Kaide komutanı olan Zarkâvî’ye, Zevahirî adlı bir kişiden gönderilen  bir mektupta İslam aleminin kalbinde (Suriye-Lübnan-Mısır) bir İslam devleti kurulması gereğinden ve şu dört aşamadan oluşan bir stratejiden bahsedilmektedir: 1-Amerikan güçlerini Irak’tan kovmak, 2-Irak’ın mümkün olduğu kadar fazla yerinde bir hilafet kurmak, 3-Cihadı laik komşu ülkelere yaymak, 4- İsrail’e karşı savaşmak. (Mozaffari, 2007, s.30)

Ilımlı başlayan bir İslami hareket, radikal bir örgüte (Cezayir-FIS); radikal başlayan  bir hareket de (Mısır-İhvan) ılımlı bir yol izlemeye başlayabilir. (Azzam, 2006, s. 1126-1127)

İslami hareketlerin ekserisi önce devlet ve toplumları, en sonunda da dünyanın bütün sosyal ve politik sistemlerini İslamileştirme amacında birleşmektedir. (Zeidan, 2003, s. 45)

İslamcı örgütlerden birisi olan Hamas’ın örgüt tüzüğündeki bir maddeye göre “İsrail’i yok etmek ve Filistin’in tekrar bir Müslüman vatanı haline gelmesini sağlamak her Müslüman’ın görevidir.” (Nüsse, 1998, s.27)

İslamcılığın temelinde dini ve politik nedenler vardır. Politik alanda “İsrail devletini yok etme isteği”, “İslami hükümetlerin İslamcı olduklarını ispatlamaya çalışması, yöneticiler tarafından rakip ideolojileri bastırmak için dinin kullanılması” gibi nedenler vardır. Dini nedenler ise şunlardır:

1- Dar-ül İslam (İslam yurdu) ile Dar-ül Harp (İslam ülkeleri dışındakiler) arasında sürekli bir savaş hali olmalıdır ve bu hal inanmayanlar İslam’ı kabul edene veya hayatlarını sürdürmek için vergi ödemeye razı olana kadar devam etmelidir.

2- İnsanların koyduğu yasalar Allah’ın koyduğu yasalarla değiştirilmelidir (böylece Müslümanlar ülkelerindeki laik liderleri devirmeye teşvik edilmektedir),

3- Demokrasi ve modernlik anlayışlarıyla Batı uygarlığı ahlaksız olarak algılanmaktadır ve iyi bir dünya için gerekli olan değerler İslamiyet’te mevcuttur ancak Müslümanlar gerçek İslam’dan (İslamiyet’in orijinal kaynaklarından) uzaklaştıkları için kokuşmuş ve Batı’nın etkisine açık hale gelmişlerdir bu yüzden orijinal kaynaklara dönülmelidir.

4- Gerçekten İslami devletler oluşturmak için cihat (kutsal savaş) yapılmalıdır ve bunu yapmak her Müslüman’ın görevidir. (Loza, 2007, s.143)

Bu örneklerde görüldüğü üzere İslamcılık ve İslamcı örgüt faaliyetleri bir arada ele alınıp içinde “radikalizm, terör, başkaldırı, devlet kurma, toprak fethetme, toplum ve devletlerin yapısını cebir ve şiddet yoluyla değiştirme” hedeflerini barındıran bir ideoloji tanım ve nitelemesi yapılmaktadır. Hem de henüz IŞID gibi örgütlerin ortaya çıkmadığı yıllarda.

Bütün bu “şiddet, kan, terör, saldırı” şer yumağı ve pislik yığınının Kur’an ilkeleri ve Hazreti Peygamberimizin uygulamaları ile bir alakası olabilir mi? Olup olmadığının tespiti çok önemli. Bu hak hukuk tanımayan, toprak fethetmeyi hedefleyen, günümüzde cinayetlerle revaç bulan anlayış İslam’ı temsil edebilir mi? Cevap: Tabi ki binlerce kere hayır!

İsmini “İslam, Allah, Hizb, Kaide” lafızlarıyla kurgulasa da; insan öldüren, başkalarının malına ve toprağına çöken, insanları zorla Müslüman yapma yöntemini seçen hiçbir örgüt faaliyeti, hiçbir ideolojik yapılanma İslam’ın temel esaslarıyla bağdaşmaz. İslam ile bu ideoloji ve örgütlerin arasında doldurulması imkansız bir aralık vardır. Bu aralık her  bir cinayette, her bir haksızlıkta, her bir hırsızlıkta daha da açılmaktadır.

Bu haliyle İslamcılık ile İslam yan yana anılmaya layık değil, aksi yönde ilerleyen iki tren gibidir. Birbirlerine zıttır. Yukarıdaki alıntılarda yer alan ve “İslamcılığın dini nedenleri” denilen maddeler Kur’an ve Hazreti Peygamberimizin uygulamaları ile kesinlikle bağdaşmamaktadır. (Emevi, Abbasi, Osmanlı gibi devletlerin konjonktürel uygulamaları bahsimizden hariçtir. Çünkü tarihteki her uygulamanın İslami olduğunu söylemek imkansızdır.)

Esasa gelince; İslam’da her zaman barış (sulh) esastır. Kur’an’da ve Hazreti Peygamberimizin uygulamalarında savaş ancak mecbur kalındığında (savuma vb.) başvurulacak bir olgu olarak karşımıza çıkar. Kur’an’da insanları din değiştirmeye zorlamak kesin bir ifade ile yasaklanmıştır ve adalet/haklar konusu Kur’an’ın en temel dört maksadından birisidir. (Tevhid, nübüvvet, haşir, adalet)

Kur’an’da yer alan şu üç ayet ile insanları zorla Müslüman yapmak yasaklanmıştır:

1- “Dinde zorlama yoktur.” (2/256)

2- “Eğer onlar yüz çevirirlerse bilesin ki biz de seni oların üzerine bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır.” (42/48)

3- “Resulüm, sen onları uyarmaya devam et. Çünkü senin görevin sadece uyarmaktır. Sen kimseyi zorlayacak değilsin.” (88/21-22) (Zikreden, Kurucan; 2006; s.90)

Şu üç ayette de tarihsel şartlar gereği “düşman” konumunda olan insanlarla öncelikli olarak barış halinde olmanın gereği, ancak “öldürmek üzere saldırı” söz konusu olduğunda savaşılabileceği açık ifade ile emredilmiştir: (Düşman konumuna gelinmemiş insanlara zaten dokunulmaz)

1- “Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah’a güven.” (8/61)

2- “O halde, onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse, o takdirde Allah onlara saldırmak için size yol vermez.” (4/90)

3- “Yalnız, onlar, Mescid-i Haram’ın yanında sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla orada savaşmayın, Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa siz de onlarla savaşın. Şayet onlar vazgeçerlerse siz de vazgeçin.” (2/191-192) (Zikreden Kurucan. s.99)

Hazreti Peygamber dönemindeki ait şu üç uygulama ise din, vicdan ve ibadet özgürlüğüne dair model alınabilecek çok açık örneklerdir:

1- Medine’ye hicretten hemen sonra Medine Vesikası olarak adlandırılan belgeye yer alan “Yahudilerin dinleri kendilerine, müminlerin dinleri kendilerinedir,” ifadesinin yazılması.

2- Medine’de Müslümanlara ait mescitte misafir Hristiyanların ibadetlerini yapmalarına izin vermesi

3- Yemen ve Bahreyn halkları ile yaptığı antlaşmada kiliselerine dokunulmayacağına, rahip ve piskoposların değiştirilmeyeceğine dair garanti vermesi. (Kurucan, 110-111)

Günümüz İslamcı örgütlerinin yaptığı iğrençliklerin bu altı ayet ve üç uygulama ile, Kur’an’ın adalet hedefi ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur.

Bu durumda denilebilir ki yazımın ilk bölümünde sıralanan amaç ve uygulamaları ile İslamcılık, bir fiyaskodur. Bu haliyle despot idarecilerin kullanımına da son derece müsaittir. Bu yüzden bir zamanlar Bediüzzaman Said Nursi’nin kirlenen siyaset için söylemiş olduğu söze uyarak “İslamcılığın ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” demek yerinde olacaktır sanırım.

Allah, İslam’ı, insanlığı ve Müslümanları İslamcılığın ve İslamcı örgütlerin şerrinden korusun, İslam’ı doğru temsil eden ve cehaletini yenmiş olan Müslüman sayısını arttırsın.

Kaynaklar

Azzam, Maha. “Islamism revisited”, International Affairs, 82:6, 2006, 1119-1132; Mozaffari, Mehdi. “What is Islamism? History and Definition of a Concept”, Totalitarian Movements and Political Religions, 8:1, 2007, 17-33.

Kurucan, Ahmet. “İslam Hukukunda Düşünce Özgürlüğü”, Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2006

Loza, Wagdy. “The Psychology of exterism and terrorism: A Middle-Eastern perspective”, Aggression and Violent Behaviour, 12, 2007, 141-155

Mozaffari, Mehdi. “What is Islamism? History and Definition of a Concept”, Totalitarian Movements and Political Religions, 8:1, 2007, 17-33.

Nüsse, Andrea. “Muslim Paletsine: The Ideology of Hamas”, (Amsterdam: Harwood Academic, 1998); Mozaffari, Mehdi Age.

Zeidan, David. Resurgence of Religion: A ComparativeStudy of selected Themes içinde Christianand Islamic Fundamentalist Discourses. Leiden, NLD: Brill, N.H.E.J.,N.V. Koninklijke, Boekhandel en Drukkerij, 2003

Not: Azzam, Loza, Mozaffari, Nüsse ve Zeidan’dan yapılan alıntılar Rıza Işıtan’ın “Terörizm, İslamcılık ve Hizbullah” (2008) adlı yüksek lisans tezinden alınmıştır.